Eylül Eşiği: Coşku, Bellek ve İzler
Eylül’ün gelişiyle doğa yavaşça dinlenme dönemine girerken, yazın coşkusu hafızamızda başka bir biçimde yaşamaya devam ediyor. Şehirlerin hareketi, kalabalıkların neşesi, kırların canlılığı ve yaz boyunca biriken anlar artık birer iz, parıltı ve hatırlama biçimine dönüşüyor.
Bu sergi, tam da bu eşikte ortaya çıkıyor: hareketin yavaşladığı, dış dünyanın sesinin iç dünyanın sesine karışmaya başladığı bir yerde.
Resimler, yazın enerjisinden ve doğanın canlılığından başlayarak giderek daha içsel ve simgesel bir dünyaya açılıyor. Pastoral Serisi doğanın ve açık havanın kıpır kıpır enerjisini taşırken; Dithyrambos Serisi, Dionysos’un coşkulu ruhundan beslenen spontan ve enerjik vuruşlarla masalsı karakterler yaratıyor. Çocuksu, hareketli ve özgür bu resimler, yazın taşkınlığını ve hayatın oyunbaz tarafını görünür kılıyor.
Bu hareketin ardından Minör Arcana Serisi daha dingin bir alana geçiyor. Kayık yolculuğunun çağrışımlarıyla dış dünyadan uzaklaşıp kendi içimize yöneldiğimiz, zamanın yavaşladığı bir eşik beliriyor. Burada yolculuk fiziksel olmaktan çıkıp hafıza ve iç dünya arasında gerçekleşiyor.
Sanatçının uzun zamandır üzerinde çalıştığı Cevher Serisi ise bu içsel yoğunlaşmayı geometrik ve ışıklı bir dünyaya taşıyor. Yakut, zümrüt, elmas ve siyah elmas gibi değerli taşların parıltıları ile insan ruhunun içindeki öze işaret ederken Medusa başını çağrıştıran geometrik formlar ve ışığın kırıldığı yüzeylerle formlar, mitik anlatılarla ilişki kuruyor. Selçuklu ve Endülüs sanatından izler taşıyan Azulejo çini desenleri ise bu geometrik kırılmaları yüzeylere farklı kültürlerin hafızasını ekleyerek tarihin duvarlarına değiniyor.
Böylece sergi, yazın coşkusundan doğanın canlılığına, oradan dinginliğe, hafızaya ve içsel yolculuğa; sonunda ise cevhere ulaşan bir akış kuruyor.
Eylül, burada yalnızca bir mevsim değişimi değil; dışarıdan içeriye, hareketten dinginliğe ve hafızadan dönüşüme açılan bir eşik. Sanat düzleminde hafızalar resmin içinde başka bir biçime dönüşüyor.





